İkindi namazı, gündüzün yavaş yavaş akşama meyl ettiği o sükûnet anında kulun Rabb’ine yönelişidir. Güneş ışığının ton değiştirdiği, gölgelerin uzayıp dünyanın hafiften dinginleştiği bu vakit, Kur’ân’ın “Namazlara ve özellikle orta namaza titizlikle devam edin” (Bakara 2/238) ayetiyle ayrıca mühim kılınmıştır.
Müfessirlerin büyük çoğunluğu “salâtü’l-vustâ”yı ikindi olarak yorumlamış; Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Kim ikindi namazını kaçırırsa, sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibidir” meâlindeki nebevî ikazı (Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/229) bu ibadetin ne derece ehemmiyet arz ettiğini beyan etmiştir.
İkindi vakti, İslâm geleneğinde “iki serinlik” diye anılan iki serinlikten biridir. Hadis-i şerifte sabah ve ikindi namazlarına devam edenlerin cennete nail olacağı belirtilir (Buhârî, Mevâkît, 26). Bu nedenle ikindi, yalnızca bir farz vakti değil; gündüzün muhasebesi, nefsin toparlanması, kalbin ahenk kazanmasıdır.
Hanefi mezhebinde güneş tam tepe noktasından uzaklaştıktan sonra cismin gölgesi bir misli aştığında vakit girer. Diğer mezheplerde bu ölçü iki mislidir. Güneş batıncaya dek namaz vakti devam eder; ancak kerahat vaktine tehir edilmesi mekruhtur.
Kerahatten evvel vakitte eda, hem ruhun letafeti hem ibadetin kemâli için efdaldir. Bu vakit, “fanilik hissinin tazelediği” bir zaman olarak tasvir edilmiş; güzel ahlakın, sabrın ve teslimiyetin en çok hissedildiği an olarak tarif edilmiştir.
Namazın şartları arasında tahâret bilhassa ön plana çıkar. Kur’ân, “Allah temizlenenleri sever” (Tevbe 9/108) buyurarak ibadetle temizlik arasındaki derin irtibatı ortaya koyar. Abdest, bedeni temizlediği gibi kalbi de dinginleştirir. Kıyafette nezafet, beden ve elbisenin necâsetten arındırılması, kıbleyi doğru tayin ve sükûnet hâlinde niyet etmek, namaza bir vakar ve mehabet katar.
Hanefi mezhebinde ikindi namazının sünneti gayr-i müekkeddir. Yani Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) sürekli eda ettiği müekked sünnetler gibi kuvvetli değildir; ancak âlimlerin çoğu tarafından kılınması faziletli görülmüştür.
İkindi namazı sünnetinin gayr-i müekked oluşu, terk edilmesinin günah olmayacağı anlamına gelse de ibadetin manevi hazırlık kısmını güçlendirdiği için ulema ve müttakîler tarafından ihmal edilmemiştir.
Bu sünnetin gayr-i müekked oluşuna rağmen birçok âlim, “farz namaza kalbi hazırlayan bir mukaddime” olarak değerlendirmiş ve mü’minin mümkün oldukça ihmal etmemesine dikkat çekmiştir. Osmanlı ulemâsı bu sünneti “rıza kapısını aralayan bir nezâket ibadeti” diye tavsif etmiştir.
Farzın en mühim hususu tadîl-i erkândır. Rükûya tam eğilmek, secdede alın ve burunu yere kuvvetle koymak, kavmede kısa da olsa sükûnet üzere durmak namazın sıhhatinin temel taşlarındandır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) tadîl-i erkânı terk eden kimse için “O kişi namaz kılmadı” buyurarak bu inceliğe dikkat çekmiştir.
İkindi vakti, insanın gün içindeki koşuşturmasıyla akşamın yaklaşma hissi arasında ince bir geçiş çizgisidir. Meleklerin sabah ve ikindi vakitlerinde kulların amellerini arz ettiklerini bildiren hadis (Buhârî, Mevâkît 16, Tevhîd 23,33), bu vaktin ilahî bir şahitliğe sahne olduğunu göstermektedir. Adeta kul, günün ikinci yarısındaki hâlini bu vakitte Rabb’ine sunar; hatalarını istiğfar ile temizler, gönlünü akşama hazırlar.
Namaz sonrası tesbihat, “Subhânallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber” zikirleri ve Âyetü’l-Kürsî tilaveti, kalbi sekinetle doldurur. Bu anlar Osmanlı münevverlerinin tabiriyle “kalbin teneffüsü”dür. İkindi namazı böylece hem bir vazife hem bir ferahlık, hem bir muhasebe hem de bir derlenip toparlanma menzilidir.
Netice itibarıyla ikindi namazı, farzıyla ve gayr-i müekked sünnetiyle kulun gün içinde manevî istikametini sabitleyen kıymetli bir ibadettir. Sünnetin ilk ka‘desinde Salli–Bârik dualarının okunması, ibadetin edebini güzelleştirir ve kişinin farza daha huzurlu geçiş yapmasına vesile olur. Vaktin ruhuna yakışır bir sükûnet ve huşû ile kılınan ikindi, mü’minin gönlünü akşama hazırlayan bir rahmet menzili hâline gelir.