Tefekkür, Arapça kökenli bir kelime olup, “f-k-r” kökünden türetilmiş ve tefe’ul vezninde oluşturulmuş bir mastardır. Anlamı, bir konu üzerine düşünmek, zihinsel üretimde bulunmaktır. Bu kelimenin temelini oluşturan “fikr” ise, aklın bilinen bilgilerden yola çıkarak bilinmeyene ulaşma çabasıdır. Diğer bir ifadeyle, bilinen verilerden hareketle bilgiye ulaşma gücüne “fikr”, bu gücün aklın perspektifiyle hareket etmesine ve işlev kazanmasına ise “tefekkür” denir.
İnsan, yaratılmış varlıklar arasında en değerli ve en üstün konumda yer almaktadır. Tüm evren içinde en saygın ve en onurlu şekilde yaratılan insanı bu yüce seviyeye taşıyan birtakım nitelikler vardır. Bu niteliklerin en kıymetlisi ise, kuşkusuz düşünme ve derinlemesine kavrama yeteneğidir. Tefekkür, yani anlam arayışıyla düşünmek, tüm varlıklar arasında yalnızca insana özgü ve en yetkin biçimde insanda tezahür eden bir özelliktir.
Kur’ân-ı Kerîm, insana verilen duyuların sadece fiziksel değil, aynı zamanda düşünsel ve ruhsal derinliği olan birer nimet olduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda özellikle göz ve kulak, hem çevremizdeki âlemi kavramamıza vesile olan araçlar hem de tefekkür kapılarını aralayan önemli unsurlar olarak sunulur. Cenab-ı Hak, bir yandan maddi âleme yönelerek yaratılışın inceliklerini fark etmemizi isterken, diğer yandan bu âlemi idrak etmemize imkân tanıyan organlarımızın kıymetini de gözler önüne serer.
Kur’ân, gözü sadece bir görme aracı olarak değil; varlıklar üzerinde düşünmeye sevk eden bir pencere olarak gösterir. Benzer şekilde, kulak da sadece işitme işleviyle değil, sesler âlemiyle kurduğumuz bağ sayesinde bilgi edinmemizi sağlayan bir tefekkür vasıtası olarak değerlendirilir. İnsan, bu duyular aracılığıyla evrendeki düzene, yaratılıştaki hikmete ve ilahî kudretin tecellilerine ulaşabilir.
Akıl, duyularla elde edilen verileri anlamlandıran, yorumlayan ve derinleştiren bir yetidir. Bu yönüyle tefekkür, sadece gözle görmek ya da kulakla işitmek değil; aynı zamanda akılla çözümleyip kalple hissetmeyi de içine alan çok boyutlu bir idrak sürecidir.
Allah’ın yarattığı her şeyin bir sebebi vardır. Evrende hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır. Allah Kur’an-ı Kerim’de bu durumu birçok yerde bildirmiş ve Kur’an’ın muhatabı olan insanın bundan payını almasını öğütlemiştir. Tefekkür bu noktada insan için temel hususlardan biridir. Çünkü inanmış birinin gerçek anlamda kul olabilmesi için bilinç gerekmektedir. Kişiye bu bilinci veren şey ise farkındalık hâlidir. Etrafındaki her şeyin farkında olan insan tefekküre yönelir ve mananın derinliklerinde kendini bulur.
Allah Âl-i İmrân Suresi 190-191 numaralı ayetlerinde bu durumu şu şekilde vurgulamıştır: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru’ derler.”
Nahl Suresi 11. ayette Allah: “O (Allah), sizin için gökten su indirendir. İşte biz onunla her türden bitkiyi çıkardık. Ondan yeşillikler çıkarırız. Ondan da üst üste binmiş daneler… İşte bunda düşünen bir topluluk için elbette bir ibret vardır.” ifadelerine yer vermiş ve ibret alınması gerektiğini vurgulamıştır.
Konu ile alakalı birçok ayet ve hadis mevcuttur. Hepsinin gayesi aynıdır ve vermek istediği mesaj birdir.
İslam düşüncesinde tefekkür, temel bir kavram olarak insanın zihinsel, ruhsal ve inançsal gelişiminde önemli bir yer tutar. Allah’ın yaratmış olduğu evren, tabiat ve insan üzerindeki derin düşünceler, O’nu tanıma ve kudretini idrak etme yolunda atılan bilinçli adımlar olarak değerlendirilir. Tefekkür, sadece düşünsel bir faaliyet değil; aynı zamanda insanın imanını pekiştiren, kalbini arındıran ve Rabbine yakınlaştıran bir ibadet biçimidir.
Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet “Hiç düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? İbret almaz mısınız?” şeklinde bitmektedir. Allah insanın ibret alması için birçok şeyi vesile kılar. Bu bazen yanımızdan uçup giden bir kuş olur, bazen de sıralanmış gezegenler. Düşünen ve Allah’ın yüceliğinin farkına varmak isteyen kişiler için tefekkür edecek binlerce olay vardır.
İnsan bedenini bir şehre benzeten Gazali, gözü renkler, kulağı sesler ve burnu kokular âleminin haberlerini toplayan görevliler olarak değerlendirir ve bunların, topladıkları bu haberleri postacı durumunda olan hayal duygusuna ilettiklerini anlatır. Bedende var olan her bir organ bütünlük göstererek Allah’ın varlığı ve birliğine şahitlik eder. Baktığımız her noktada Allah’ın sanatını görmek için sadece göz yeterli değildir. Bu bilinç ile bakılan ve mananın derinliklerine inen her kul, Rabbinin sanatından ve yüceliğinden gerçek anlamda haberdar olur.
Kur’ân-ı Kerîm’de tefekküre sıkça vurgu yapılır; ayetler insanı göklerde ve yerdeki deliller üzerine düşünmeye davet eder. Bu düşünce faaliyeti, insanı hem kendi varlığı hem de tüm kâinat hakkında farkındalığa ulaştırır. Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine dair yapılan içten tefekkür, bireyi doğru yolda tutar, ahlaki sorumluluklarını hatırlatır ve ona derin bir bilinç kazandırır. Bu yönüyle tefekkür, İslam’da hem aklın hem kalbin ortak bir eylemidir.